Tarikatlar lise kitaplarına girdi

Ders kitapları bir konuya dair bilgi sunacaksa burada nesnel bilgileri öğrenciyle buluşturmalıdır.

Tarikatlar lise kitaplarına girdi
Tarikatlar lise kitaplarına girdi Kocakurt
Bu içerik 318 kez okundu.

Ortaöğretim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi 12.sınıf ders kitaplarında tasavvuf ve dolayısıyla tarikatlar bilgisine yer verildiği görüyoruz. Bu ünitede tasavvufun kökenleri, var oluş amacı ve akabinde Nakşibendilik ve Kadirilik gibi tarikatlardan bahsediliyor. Lakin burada göze çarpan ciddi bir sorun var. O da şu ki, söz konusu ünite tarikatlar konusunu tabiri caizse güllük gülistanlık bir dille anlatıyor. Örneğin söz konusu kitap tasavvufun ortaya çıkışını birazdan aktaracağımız cümlelerle desteklerken, tarikatlar konusunda var olan sorunlu durumlara hiç değinmiyor ve söz konusu meseleye dair eleştirel bir dil kullanmıyor. Bakın tasavvuf düşüncesi ders kitabında nasıl desteklenmiş:

“Hz. Peygamber, Allah'a (c.c.) çokça şükreden ve O'nu her zaman anan bir kul olarak hayatını sürdürmüş ve böyle yaşamayı Müslümanlara tavsiye etmiştir. Niçin sabahlara kadar ibadetle meşgul olduğunu soran Hz. Aişe'ye, “Şükreden bir kul olmayayım mı?” cevabını vermiştir.” Hz. Peygamber, yaşantısının her alanında sadeliği tercih etmiştir. Onun vefatından sonra Müslümanlar, yapılan fetihlerle maddi olarak güç kazandılar. Bunun sonucunda bazı müslümanlar Hz. Peygamberin önerdiği sade yaşam tarzından uzaklaştılar. Bu değişimler karşısında Hz. Peygamberin ahlakının ve hayat tarzının örnek alınması, onun gibi sade yaşam tarzının tercih edilmesi gerektiğini vurgulanmaya başladı. Yardımlaşma, fedakârlık, cömertlik, kanaatkârlık, dürüstlük, merhamet gibi değerleri ön plana çıkarmaya çalıştılar. İşte onların savunduğu bu anlayış zamanla tasavvuf düşüncesinin ortaya çıkıp gelişmesinde etkili oldu”[1]

Tasavvufun kökenlerine dair bu düşüncelere elbette yer verilebilir ve yine tasavvuf düşüncesindeki kimi değerler desteklenebilir lakin konunun lehte olan yanını görünür kılıp, tartışmaya açık, problemli kısımlarını zikretmemek açıkça tarikat propagandası anlamına gelmektedir. Zira sözünü ettiğimiz ders kitabında tarikatlarla ilgili nesnel bir dil kullanılmadığı gibi yeri geldiğinde tarikat şeyhleri övgüsü yapılmıştır.  Örneğin Kadiri tarikatının önderi Abdülkadir Geylani şu sözlerle o övgüye mazhar olmuştur: “Abdulkadir Geylani’nin temkinli ifadeleri, dini düşünce sınırları zorlamayan fikirleri kadar coşkulu zikir meclisleri de kalabalıkları cezbetmiş ve Endülüs’ten Malezya’ya kadar uzanan topraklarda yayılma imkanı bulmuştur”[2] Yine Nakşibendi tarikatının kurucusu Muhammed BahauddinNakşibend’ede adı geçen kitapta şu cümlelerle sahip çıkılmıştır: “Sade bir hayat yaşamış, haramlardan ve kötülüklerden uzak durmuştur. Pek çok öğrenci yetiştirmiş ve halkın bilgi ve ilmini artırmak için yaptığı sohbetlerde İslam’ın iman ve ibadet ilkelerini, tasavvufun inceliklerini anlatmıştır.”[3]

BU DERS KİTABINI HAZIRLAYAN İSİMLER NEDEN BUNU YAZMIYOR

Ne güzel değil mi! Bu satırları okuyan “Müslüman bir öğrenci için tarikatlar ve dolayısıyla onlara bağlı cemaatleri bir anda alternatif din eğitim/öğrenim yeri olarak kabul edebilir. Madem bu yapılar bu kadar ulvi gerekçelerle hareket ediyor ve bağrında hiç sorun taşımıyor o halde onlara girmekte ne sakınca olabilir ki” diyebilir. Zaten Fethullah Gülen’in falan da din ve tarikatla ilgisi yok, o halde doğru tarikata gidelim!

Bu ders kitabını hazırlayan isimler rabıtayı, tarikatlardaki evliyaların kerametlerini falan okumuştur sanırım. Zira aksi mümkün değil. O halde neden bu konular bir biçimde de olsa ünite içerisine dahil edilmez. Misal Rabıta ile tam olarak müridin mürşide (şeyh) akıl ve kalp gözüyle bağlandığını, bağlanmak zorunda kaldığını; müridin bir noktada zihnini kötürümleştirdiğini ve mürşidini sürekli zihninde hayal ettiğini neden aktarmaz ders hocaları. Bakınız Nakşibendî teorisyenlerinden Abdulhakîm Arvâsî konuyla ilgili neler söylüyor: “Pîrin kıyafet ve heyetine aynen bürünmek, kendini mürşid şeklinde görmek ve hayâl etmek... Bu vaziyette meydanda olan sanki pirdir, kendisi değil... Bu kısım râbıta ibâdetlere mahsustur. Mesela Kur'ân dinlerken gözlerini yumar ve kendisini pîrinvücud ve kıyafetinde görür. Olan, sanki pîrdir, kendisi değil... Keza Kur'ân ve «Delâil» okurken, vaaz ve ders dinlerken, namaz kılarken kendisini mürşidin kıyafet ve heyetinde hayâl eder. Namazda kıyam (ayakta duruş), kuud (oturuş), ve kıraat (Kur'ân okuyuş) fiillerini yerine getiren sanki pîrdir, kendisi değil... “[4]Peki bu durum tamda “şeyh ne derse desin yap, onu bir an olsun aklından ve yüreğinden çıkarma, gerekirse savaş uçaklarında halkı bombala, gerekirse mahkemede iftirayla karar ver; kısacası şeyhin ne emrediyorsa onu yap”ın teorik alt yapısı değil midir ya da bu yönde istismara açık bir durumu bağrında taşımaz mı rabıta!

EVLİYALAR ANSİKLOPEDİSİ’NDE NELER YAZIYOR

Öte yandan eğer bir yerde tarikatlar konusu işlenecekse orada mutlaka veliden, evliyadan ve akabinde onun kerametinden bahsetmeniz gerekir. Çünkü bu durum tarikatların olmazsa olmaz argümanlarından biridir. Örneğin kendisi de kimi tarikatların mensubu olan ve evliya olarak da bilinen Abdülgani Nablüsi konuyla ilgili şöyle der: “Evliyayı inkâr etmek, dinin herhangi bir hükmünü inkâr etmek gibi küfürdür. Evliya ve peygamber, ne kadar yüksek olursa olsun kuldur. Harika, keramet hasıl olmasında, kulların hiç tesiri yoktur. Her şeyi yalnız Allahüteâlâ yaratmaktadır. Ancak Allahüteâlâ, peygamberlerini ve evliyasını başka kullarından üstün tutmuş, başkalarına vermediği keramet ve mucize gibi harikaları, nimetleri bu zatlara ihsan etmiştir.”[5] Dolayısıyla Abdülkadir Geylani ya da Muhammed Bahauddin Nakşibend’i anıp onların kerametlerinden (!) bahsetmemek olmaz. O halde Geylani’yi şimdilik bir kenara bırakarak Nakşibend’in kerametlerinden kimi örnekleri biz verelim:

Evliyalar Ansiklopedisi’nde Muhammed Bahauddin Nakşibend’in gösterdiği kerametler özetle şöyle aktarılıyor:

- Talebesini kuş gibi uçuruyordu.

- Eli ve bedeni  ateşte yanmıyordu.

- Mezardaki ölüyle konuşabiliyordu.

- Kendisinden bereket isteyen kişiye bir anda olağanüstü vasıflar verebiliyordu.

- Müridi bir sözüyle öldürüp sonra diriltebiliyordu.

- Yine bir müridini bir defasında suyun üzerinde yürütmüşlüğüvardır.

- Örneğinbulunduğu yere yağmur yağarken, talebi üzerine onun üzerine yağmur yağmamıştır.

İsterseniz birkaç “kerameti” Evliyalar Ansiklopedisi’ndendoğrudan aktaralım:

Şu satırlarda müridini nasıl öldürüp dirilttiği anlatılmakta: “Kendisi anlatır: “Sâdık talebe Muhammed Zâhid’le kıra çıkmıştık. Ellerimizde baltalar vardı. Bizde bir hâl zâhir oldu. Baltaları bırakıp, konuşmağa daldık. Sonunda söz; “Kulluk ve feda” ya geldi. “Feda; eğer dervişe öl derlerse, hemen ölmesidir” dedim. Bunu derken, bende öyle bir sıfat göründü ki, Muhammed Zâhid’e dönerek; “Öl!” dedim. O anda düşüp öldü. Çok üzüldüm. Hava çok sıcakti. Bir ağacın gölgesine gittim oturdum. Hayret içindeydim. Geri dönüp yanına geldim. Gördüm ki, sıcaktan yüzü kararmaya başlamıştı. Hayretim arttı. Bu hayrette iken, ansızın gönlüme ilham geldi. Üç kere; “Muhammed, diril!” dedim. Dirilip kalktı.”

ÖĞRENCİLERİ BELİRLİ BİR ALANA YÖNLENDİRİRCESİNE…

Şu satırlarda ateşle olan imtihanı örnek gösterilmekte: “Behâeddîn Buhârî hazretleri, birgün İshâk isminde bir talebesinin evine teşrîf etmişlerdi. Orada bulunan talebeler, yemek pişirmek için tandıra çok odun koyup, ateş yakmışlardı. Her biri bir işle meşgûl oldukları sırada, tandırın ateşi alevlenip, tandırdan dışarı çıktı. Bunun üzerine hazret-i Hâce mübârek ellerini tandıra sokunca, Allahüteâlânıninâyeti ile tandırın ateşi sakin oldu. Mübârek ellerini tandırdan çıkardığı zaman, ne elbisesine birşey olmuş, ne de ellerinden bir tüyleri yanmış idi.”

Ve nihai olarak şu satırlarda da mezardaki ölüyle konuşması aktarılmakta: BehâeddînBuhârî, Tûs şehrine gidip, birkaç gün kaldı. Birgün talebe ve ahbâbıyla Şeyh Mâşuk-ı Tûsî’nin kabrini ziyârete gittiler. Mezarın yanına gelince: “Esselâmüaleyke, yâMâşuk-ı Tûsî, nasılsın? lyimisin?” buyurdu. Kabirden şöyle bir ses duyuldu: “Ve aleykesselâm. İyiyim, çok rahatım. “Yanında olanların hepsi de, bu cevâbı duydular. Orada bulunanlardan biri, BehâeddînBuhârî hazretlerinin büyüklüğüne inanmazdı. Bu kerâmeti görünce, tövbe etti. Bundan sonra talebelerinden ve sevdiklerinden oldu.”[6]Bu arada anılan ders kitabını yazanlara sormak lazım: Bu kerametlerden haberiniz var mı? Var ise kabul ediyor musunuz? Yok kabul etmiyorsanız bu anlatılara dair neden tek çift söz etmediniz? Zira o keramet söylemleri halihazırda devam ediyor. En son bir Nakşibendi şeyhi, uzay mekiğini düşürdüklerini söylemişti, nasıl mı cıvatalarını gevşeterek![7]

Türkiye’de 20’ye yakın cemaat Nakşibendi tarikatına ve onun önderi olan Muhammed Bahauddin Nakşibend’e bağlı. Üstelik gelinen aşamada Türkiye’nin en güçlü dini cemaatlerinden biride Nakşibendilerdir. Gerek finansal açıdan geldikleri nokta gerekse de devlet bürokrasisindeki yerleri bunu göstermektedir. İşte bunu sağlayan anılan cemaatlerin itikadı söylemleri ve kendilerine bahşettikleri ayrıcalıklı konumlarıdır. Onun için tarikatlar konusu her yönüyle ele alınmalı ve anlatılmalıdır.

Ders kitapları bir konuya dair bilgi sunacaksa burada nesnel bilgileri öğrenciyle buluşturmalıdır. Hele hele bu konu din gibi toplumsal etkileri herkes tarafından hissedilecek bir konuysa burada çok daha özenli davranmak gerekir. Öğrencileri belirli bir alana yönlendirircesine, muhatap konuya dair kimi tarafların anlatılmaması ve adeta yok sayılması öğretimde değildir zaten. Burada yapılan örtük bir tarikat propagandasıdırve elbette kabul edilemez.

[1]Ortaöğretim Din Kültürü Ve Ahlak Bilgisi, 68-69

[2]A.g.e s.70

[3]A.g.e s.76

[4] Ferit Aydın, TARİKATTA RABITA ve NAKŞİBENDİLİK.

[5]http://www.turkiyegazetesi.com.tr/Genel/a69524.aspx

[6]Evliyalar Ansiklopedisi, Türkiye Gazetesi yay.

[7]https://odatv.com/uzay-mekigini-meger-naksibendiler-dusurmus-10031834.html

Aydın Tonga

Odatv.com

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Okula gitmeyen oğlunu 155’e ihbar etti
Okula gitmeyen oğlunu 155’e ihbar etti
Görme engelli milli sporcu soyunma odasında ölü bulundu
Görme engelli milli sporcu soyunma odasında ölü bulundu